Büyükşehir’de en sevdiğim eylem gazete okumaktır. Gazeteyi toplu taşıma aracında ve umumi mekânlarda okuduğunuz zaman çok keyiflidir. Bu okuma bazen kendi gazeteniz üstünde olsa da bazen bakışlarınızın yönlenmesi ile başka bir gazete üstünden olmaktadır.
Okunan gazete ile karakter tahlili yapan insanların olduğu bir coğrafyada ise gazete okumaktan alınacak keyfi anlatacak cümle yok denecek kadar azdır. Okuduğunuz gazeteye göre kişiliğiniz hakkında tanımda bulunmaya çalışacak insanların bakışları arasında hem gazete okumak hem de gazete okuyanı süzmek müthiş bir hazdır. Gazete satışlarını değerlendirirken ya da gazetelere reklâm verirken bu unsuru göz ardı etmemek gerekir. Bir gazeteyi bir toplu taşıma aracında indi ve bindisi ile beraber en az 20 kişi okuyordur. Gazetelerin en ilgici çekici sayfaları ise tabii ki spor sayfaları, spor sayfası açıldığında hem de büyük butonlarla haber var olduğunda gazetenin üstünde var olan bakışları hemen yok etmek için sayfayı değiştirmek ve ekonomi sayfasına yönelmek en doğru tercih olacaktır.
Arka sayfa güzellerinin olduğu gazetelerde, o güzelin kim olduğunu bilenler de bilmeyenler de bakışlarını gazeteye yöneltmekten kendilerini alamıyor. Arka sayfa güzeli olmayan gazetelerde ise nereye bakılır bilmiyorum.
Gazeteler ile ideoloji arasında bağlantı kuranların da olduğu pek tabiidir. 100 yıl geriye gitmemizi engelleyen Cumhuriyet gazetesini elinde gördüğümüz amcalara hemen Cumhuriyet mitinglerini sorma hissi uyanırken acaba 100 yıl geriye gidişin önüne set çekmenin gururu var mı diye bakmadan edemiyor insan. Ecevit vari mavi beyaz yazılı, güvercinli Radikal gazetesi de radikal tavrı ile incecik yazıları ve spor sayfasının da tam arkada olmaması dolaysıyla pek talep görmüyor kaçak bakışlardan. CHP ile DSP’nin birleşmesinin akabinde bu iki gazeteyi okuyan güruh birbirine nasıl bakıyor bilmem ama Hasan Celal Güzel ile Hikmet Çetin kaya’yı aynı karede düşünmek bile istemiyorum.
Zaman gazetesi okuyanları görünce gericiler toplu taşıma araçlarını sarmış diye bakıyorlar mı diye bakmaktan kendimi alamıyorum. Hürriyet gazetesinin elinde tutanlarda acaba Bir Emin Çölaşan mı yoksa Ahmet Hakan hayranlığı mı var diye merak ediyorum. Sabah’ın ise Hıncal’ı var. Can Dündar ile Taha Akyol birlikteliğin mimarı Milliyet gazetesinin manşet ve sürmanşetleri genelde dikkat çekmekte. Posta gazetesini okuyanlar ise aklımda acaba Mehmet Coşkun Deniz mi yoksa Haydar Dümen mi ikilemini yaşamaktan geri durmuyor.
Gazeteleri ilginç kılan bir başka noktası ise din adamları. Vatan Gazetesinde Süleyman Ateş varken, Takvim’in konuğu Zekeriya Beyaz. Hürriyet’in ise din işleri yazarı Mehmet Nuri Yılmaz. Gazetelerin köşe yazıları tabii ki, diğer gözler tarafından o kadar rahat okuyamıyor bu yüzden köşe yazarları gazeteyi alana özgü olarak kalıyor. Türk milleti bir şekilde gazete okuyor ama başkasının gazetesini. Ordunun üst kademesi siyaset, politika, özel harekatlar ile ilgilenirken, rütbesiz sen benim gibi askerde kantinde Şok gazetesi kuyruklarında zaman öldürüyor.