2010'un ilk blog'unda daha önce kadrajıma almadığım 2 tane görüntü ve uzunca zamandır raflarda beklettiğim,tozlanmaya başlayan bir kaç fotograf var..
Sonuçta blog'a girecek fotoğraflar belirli bir elenme aşamasından geçip de kendi bekleme alanına geldikten sonra geri dönüşü olmuyor.
Hatta görüntülerin hepsi geçen yıla ait.Yenı yılın ilk blog'unda yeni yıla ait olmayan şeyler gibi algılanabilir fakat,"an" denilen şey geride kalsa da arkasında bıraktığı izleri ile biz yeni yıla adım atmıyormuyuz neticesinde..
Daha önce kadrajıma almadıklarıma gelecek olursam ;
Ateş fotoğrafta daha güzel görünüyor kesinlikle.Yanıcı maddelere olan ilgim ile de alakalı olabilir bu düşünce.

Güneşin denizden batışı.Daha önce böyle bir görüntüyü İtalya sahillerinden bir yerden video kaydına almıştım,ilk baktığımda o görüntüyü aklıma getiriyor ama hareketin durağanlığı aradaki farkı oluşturuyor.
Ne de güzel kış güneşi...
İlk fasıl sonlandıysa tozlu raflara geri dönebiliriz.
İnsan vücudu mu ? Kesinlikle hayır. Ufak bir başkalaşım.
Rafın en tozlu yerinden çıkan bu fotoğraf,Boğaz'da fırtınanın,Harem'den binip Sirkeci'ye gitmeye çalışmamı nasıl engellediğinin açık kanıtıdır.
İstanbul'u iyi bilenler dikkatli bakarsa fotoğrafa Vapurun burnu neredeyse Marmara'ya dönecek halde.Çünkü fırtına Boğaz'da bölgesel akıntılar oluşturacak kadar kuvvetliydi.
Kendini bir çeşit "slayer" olarak gören bir sahne sanatçısının dinlenme hali.

5. göz

Film Ekim'inden...Emek Sineması'nın kendini içine çeken atmosferi.

Ben de yer eden fotoğraflardan biri.Normalde deklanşöre basmadan önce vizördeki görüntünün ekranda nasıl duracağını öngörebildiğim halde burada işler tamamen başkaydı.
Ufak bir rüyaya dalış gibi,şehrin içinde bir sihir gibi...
Modern zaman insan tablosu.
Burada,en arka sıra solda ki 2 kişinin camdaki yansıması gerçekliğin arkasında yeni bir sıra varmış gibi bir etki bırakıyor bende.
Ya da gibi olmanın gerçekliği.
Sevgiler..
L